Düğün günü, erkekler için yalnızca nikâhın kıyıldığı bir gün değildir. O gün; kültürel rollerin, aile baskısının, toplumsal beklentilerin ve bireysel psikolojinin aynı potada eridiği özel bir zamandır. Ancak birçok erkek, bu günü kendi kimliğini kanıtlama çabasıyla geçirir.

Toplumsal kültür, erkeğe “gerçek erkekliğini” özellikle ilk gece göstermek zorundaymış gibi bir yük bindirir. Oysa bilimsel veriler bunun hem gerçekçi olmadığını hem de psikolojik ve cinsel sorunlara yol açtığını gösteriyor. Laumann ve arkadaşlarının (1999) JAMA dergisinde yayımladığı büyük çaplı çalışmada, erkeklerin %25’inin düğün gecesi performans kaygısına bağlı ereksiyon sorunu yaşadığı rapor edilmiştir. Yani bu durum son derece yaygındır.
Bu nedenle, düğün gününde erkeğin yapmaması gerekenlerin başında, kendini bir performans yarışına sokmak gelir. Çünkü evlilik bir kanıt değil, bir yolculuktur.
Bir erkeğin düğün gününde asla izin vermemeniz gereken başlıca şeyler şunlardır:
Evlilik, bir ispat değil; sevgi, sabır ve güvenle inşa edilen uzun soluklu bir yolculuktur. Bu yolculuğun en önemli adımı, düğün gününde başlayan bu yeni hayatı eşitlikçi, anlayışlı ve saygılı bir zemine oturtmaktır.
Düğün gecesinin yalnızca cinsel birliktelik üzerinden değerlendirilmesi, çiftlerin en özel anlarını gölgeleyebilir. Kadınların önemli bir kısmı düğün günü yaşadıkları stres, yorgunluk, toplumsal baskı nedeniyle cinselliğe hazır hissetmeyebilir. Hawton ve Gath’ın (2005) çalışmaları, kadınların yaklaşık %30’unun ilk gece cinsel ilişkiye hazır olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu noktada erkeğin sorumluluğu, eşinin duygularını ve hazır oluşunu dikkate almak olmalıdır. Zorlamayla başlayan bir cinsellik, kadında travmatik izler bırakabilir. Türkiye’de yapılan çalışmalarda, vajinismusun yaygınlığı %10–15 arasında bulunmuş ve en önemli nedenlerden birinin “ilk gece baskısı” olduğu belirtilmiştir (Öztürk ve ark., 2009).
Dolayısıyla bir erkek olarak düğün gününde asla izin vermemeniz gereken şeylerden biri, zorlamaya dayalı cinselliktir. İlk gece bir sınav değil, sevgiyle başlayan uzun bir yolculuktur.
Bazı kültürel gelenekler, evliliğin ilk gecesine aileleri dâhil eder. Sabah “çarşaf beklemek” gibi uygulamalar hâlâ kimi bölgelerde sürdürülmektedir. Bu durum, çiftin en mahrem alanına yapılan doğrudan bir müdahaledir.
Sosyolog Jack Goody (1983),evlilik ritüelleri üzerine yaptığı araştırmalarda, birçok toplumda kadının bekâretinin ailenin “namusunun” ölçütü olarak değerlendirildiğini aktarmıştır. Ancak modern psikoloji ve cinsel sağlık literatürü, bunun bireylerin özgürlüğünü ve çiftlerin mahremiyetini ihlal eden bir anlayış olduğunu vurgular.
Erkek açısından bu noktada kritik olan, eşinin yanında durmak ve aile baskısının ilişkinin üzerine gölge düşürmesine izin vermemektir. Çünkü evlilik, iki insanın kendi ailesini kurduğu bağımsız bir birliktir.
Düğün günü erkeklerin yaşadığı kaygılar yalnızca cinsellikle sınırlı değildir. Ekonomik sorumluluklar, ailelerin beklentileri, toplumsal roller derken erkek kendini büyük bir psikolojik baskının içinde bulabilir. Bu kaygı, çoğu zaman cinsel performansı da olumsuz etkiler.
Rowland ve arkadaşlarının (2005) The Journal of Sexual Medicine’da yayımladığı meta-analize göre, stres ve anksiyete, erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluklarıyla güçlü bir şekilde ilişkilidir. Yani düğün günü sürekli “misafirler memnun oldu mu, borçları nasıl ödeyeceğim, balayında nereye gideceğiz?” gibi düşüncelere dalmak, cinsel yaşamı da doğrudan etkiler.
Bunun yerine, duyguların paylaşılması ve kaygının dile getirilmesi hem çiftin iletişimini güçlendirir hem de uzun vadeli bağ kurmayı kolaylaştırır. Çünkü “gerçek erkek duygularını göstermez” klişesi, modern psikolojiye göre zararlı bir maskülenlik mitidir.
Toplum, erkeğe “her zaman güçlü olma, evin direği olma, cinsel hayatın garantörü olma” gibi roller yükler. Connell’in (1995) “hegemonik erkeklik” teorisine göre bu roller, erkeklerin üzerinde baskı oluşturur ve çoğu zaman onların psikolojik ve cinsel sağlıklarını zedeler.
Düğün günü bu mitlerin en yoğun hissedildiği zamanlardan biridir. Ancak bu kalıplara teslim olmak yerine, erkeğin eşitlikçi, sevgi temelli bir ilişkiyi tercih etmesi çok daha sağlıklı bir başlangıç yaratır.
Unutulmamalıdır ki, kadının cinselliği bir “mülkiyet” göstergesi değil, iki insanın ortak ve özgürce yaşadığı bir deneyimdir.
Kaynaklar;
- Kitabınız çok güzel ve öğretici.
- 42 yaşındayım ve şuan hiç olmadığı kadar özgüvenliyim.
- Hayatıma sihirli ellerinizle çok düzel dokundunuz.
YorumlarCanım hocam iyi ki bu kitabı yazmışsınız, videolarınızla cesaret alıp çözemediğim vajinismus problemini çözdüm. Ne kadar teşekkür etsem az kalır. Kitabınız çok güzel ve öğretici.{...}
07.10.2025Canım doktorum Azer hanım, herşeyden önce güler yüzünüz dünyalara bedel. Her kadın gibi jinekolojik muayeneye gelirken fazlasıyla gergindim ama beni öyle rahatlattınız ki hiç düşünmeden öne{...}
01.10.2025Sevgili Azer hocam, İyiki size tanımışım. Hayatıma sihirli ellerinizle çok düzel dokundunuz. 4 çocuk annesi olarak büyük oradan deformansyon geçirmiştim ama şuan güzelleşmek eni çok mutlu v{...}
10.09.2025